Sosyal Medya Tahlîli

0
271

SOSYAL MEDYA TAHLÎLİ

Sosyal Hayat mı, Sosyal Avunma mı?

Çoğunlukla mânâsız, tarafgir, lüzûmsuz paylaşımlara bakınca, insanların dini inançları adına asıl uğraşması gerekirken mâruz bırakıldıkları illeti, zilleti, boş ve beyhûde uğraşları görüyor, milletin bu meşgûliyet alanıyla nereye taşınmak istendiğini acı acı düşünmeden edemiyoruz…

Faydalı paylaşımları gereksiz bulanlar ve bu ortamları “vakit öldürme alanı” gibi görenler, zaman zaman “çok paylaşım yapıyorsun” diyorlar.

Günde bir yahut iki adet bilgi paylaşımı rahatsızlık verebiliyor…

Facebook  duvarını;  “oraya  havalı  ve  gençken  çekilmiş  bir  fotoğraf  koyup  sırtımızı yaslayalım, orada öylece dursun” diye kurmadılar tabi…

“Profilimize baksın, bizi tanısınlar… Gerekirse çeşitli lüzumlu bilgileri alsınlar, kaydımızı tutsunlar… Arayan bizi sosyal medyada bulsun ve tanısın” diye kurmuşlardır (!) belki de…

Ne kadar mâsum düşünceler değil mi, sosyalleşeceğiz ya…

Ancak; “kimsenin paylaşımını beğenmem, yorum da yapmam, paylaşımda da bulunmam! Kimsenin etlisine-sütlüsüne karışmam. Karşıma, hak-bâtıl adına ne çıkarsa çıksın, olumlu ya da olumsuz tepki vermem, yorum yapmam.”

Ya?

“Köstebek gibi köşemde durur, câsus gibi herkesi izlerim. İnsanların; atışmalarını, didişmelerini, kişi ve kişiliklerin karakter yansımalarını, kimin hangi maksat için çalışıp çabaladığını uzaktan izler, yakından tâkip ederim…”

Bunun için mi kurmuşlar?

Ya da; “egolarımı tatmin edeyim… Ara-sıra çevirdiğim şişleri, cız-bızları sergileyeyim… Kendimi âleme şöyle bir arz edeyim… Başarılarımı herkes görsün. Hasta mıyım, sağ mıyım? Yurt içinde miyim, yurt dışında mı? Ne işler yapıyorum? Cümle âlem bilsin, anlasın! Beni takipte kalın, gelişmeler pek yakında burada..!”

Diye kurmuşlardır belki de…

Farklı özel ayarlar girilmediği sürece, genel anlamda paylaşım portalımız herkese açık…

Meselâ benim arkadaşım olsan da, olmasan da görebiliyor, yorum yapabiliyor, beğenerek ya da beğenmeden paylaşabiliyorsun!

Oturup  önüne  gelene  istek  göndermene,  arkadaş  sayım  5.000’i  bulsun  diye  çırpınmana, takipçilerim onbinleri geçsin diye ömrünü tüketmene ya da bu dertle yatıp kalkmana gerek yok.

Sonra bilinmeli ki, her takip eden beğendiği için takip etmiyor…

Her arkadaşlık isteğinde bulunan; seni çok alımlı, yakışıklı ya da popüler bulduğu için de istekte bulunmuyor…

Herkesin niyeti başka, derdi başka, beklentisi başka, hesabı başka, görevi başka…

İşine gelmedi mi zaten arkadaşını; “çok paylaşıyorsun, yorum yapıyorsun” deyip eleştiriyor, takibi bırakıyor, bildirimleri devre dışı bırakıyorsun veya engelliyorsun.

Demek ki bir şekilde, herkes herkesi rahatsız ediyor…

Sosyal Hayat mı, Sosyal Savrulma mı?

Sosyal medyada sosyalleştiğimiz (!) kadar, sabırsızlaştık, tahammülsüzleştik, sönükleştik, a- sosyalleştik, hadsizleştik, hakâret eder olduk, haysiyet yoksunu durumuna düştük…

Bu sosyal medya bizi bozdu, bozuyor, bozmaya devam edecek!

Müslümanca bir bakışla bakmamız gerekirse; şu platformlardan anladığımız ve edindiğimiz gaye sadece:

Bu ortamlarda gezinen insanlara; sanal, sayısal, görsel anlamda faydalı olabilecek, uyarıları alabilecek, kendine çeki-düzen vereceği, Allâh’ı ve âhireti hatırlatan, hesap günü şuuru veren, hayır adına doğru ve güzel bir takım bilgileri sunabilmek ve bu sâyede Allâh’ın hoşnutluğuna erişebilmektir/böyle olmalıdır.

Facebook, Twitter veya Instagram gibi sayfalarda kimlerin kimlerle arkadaş olduğu, kimlerin ne gibi çirkefliklere “beğeni” koyduğu da nazarlarımızdan uzak değil…

“İnsanın özü de, sözü de bir olmalı” deriz ya…

Eksik… Aslında insanın özü de, sözü de, davranışları da doğrulukta bir olmalı ve Hakk’a müteveccih bulunmalıdır..!

Haklı olarak şöyle denilebilir:

“Bre Müslüman! Kurmuşsun kendine bir hesap ve orada günahlarını, kaçamaklarını, haylazlıklarını paylaşma cürmü işliyor, arkadaşlarından da “beğeni” bekliyorsun..!”

Yani;

Hak-bâtıl adına kimin ne mârifeti varsa orada sergiliyor… Küfürler, hakâretler, kem sözler medyada uçuşuyor…

Eğri mi / doğru mu, helâl mi / harâm mı, iyi mi / kötü mü, hayır mı / şer mi pek düşünen yok…

YouTube îmân edip, bilginin hakîki kaynağını “google” olarak görenler Hakk’a eremezler, belki felâh ta bulamazlar.

 Verecek bir cevapları her zaman olur lâkin, yanılma tehdîdini de asla akıldan çıkarmamak  gerekir.

Akşamlara kadar Kur’an’dan ayetler, Rasûl’den hadisler, güzel sözler, damar sözler, vurucu sözler, mânâlı sözler paylaşanların; ne mânâsız, boş, alâkasız ve ahlâksız, şımarık, erotizm kokan, dedikodu içeren paylaşımlara beğeni koyduklarını, duâlar ettiklerini ibretle izliyoruz…!

Allâh’ı her türlü basitliğe, haram duygulara, aykırı düşüncelere ve davranışlarına şahit ve destekçi yapanları, O’nun yardımını bekleyenleri, her günahını O’nunla birlikte kullarına sosyal medyadan arz edenleri hayretle ve şaşkınlıkla görüyoruz!

Sosyal Hayat mı, Sosyal Kıyâmet mi?

 Düşünmeden edemiyoruz ve söylemeden geçemeyeceğimiz asıl hakîkat te şudur ki;

“Sosyal Medya” modern dünya toplumlarının önüne gerilmiş en devâsâ ağ ve azîm bir tuzaktır.

Faydalarını başka bir platformda tartışmak, konuşmak ve yazmak kaydıyla; burada bu yazımızla meseleyi bir “ağ ve tuzak” olması yönüyle irdelemeye çalışıyoruz:

Her toplum için netice aynı mıdır, bilemeyiz ancak;

Sosyal Hayat mı, A-Sosyal Hayat mı? açısından bakılacak olursa, bizim toplumumuzun büyük bir kesimi açısından sosyal medya;

Uyuşturucu, oyalayıcı, sersemletici, ömrü boşa geçirten, asıl vazîfelerini insana ihmâl ettiren, komşuluk bağlarını kopartan, insanları birbirine karşı vurdumduymaz ve ilgisiz hale getiren, deyim yerindeyse; selâmı / sabâhı unutturan “insanlığın hayrı ve iyilik hareketi için” koşturması gereken insanları, özellikle gençleri oyalayan, engel olan, basitliğe ve pasifliğe mahkûm eden, onları “klavye başı kahramanlığı” ile tatmin eden ve yine bu yolla da geçmişteki bütün değerlerine, mukaddesâtına sövdüren, olabildiğince kolaycılığı insan hayatına enjekte eden, insanların akıllarıyla değil, daha çok hisleriyle / duygularıyla hareket etmesini sağlayan, bu yöntemle de pek mâhir bir biçimde algıları yöneten azîm ve elîm bir tuzaktır.

İnsanlar, işlerini-güçlerini bırakmış, sosyal medya da lâf-söz-lakırdı yarıştırmaya koyulmuş, afilli, cakalı, fiyakalı, montajlı, resim editörü programlarla restore edilmiş fotoğraflarını ve başarı(!)larını paylaşmaktadırlar.

Cebinde parası olmayan binlerce insanın; yiyecek lokması, giyecek elbisesi yokken elinde binlerce liralık telefonu ve çâğın âmentüsü misyonunu kuşanmış olan interneti, cebinde marlbro veya parliament sigarası var.

Sigara yoksa, internet yoksa, akıllı telefon yoksa, çalışmak ta yok, ibadet te yok, (savaşın hüküm sürdüğü coğrafyalarda) savaşmak ta yok, yaşamak ta boş… Artık insanlara ev lazım, araba lazım, akıllı telefon ve internet lazım.

Binmişiz sosyal medya trenine, gidiyoruz tam hız kıyamete…!

Allah, yolumuzu ve yönümüzü İslâm eylesin. En güzel kariyer, kulluktur. Rabbimiz en güzel hâlimizi en son hâlimiz kılsın. Şu dünya imtihânını bize kolay eylesin. Sosyal medya imtihânımızda da bizi muvaffak kılsın. (Âmin.)


Şeref İŞLEYEN

25 Aralık 2018 Salı


Dosyanın PDF’ini almak için TIKLAYIN…SOSYAL MEDYA TAHLÎLİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here