Sonlu Hayat/Sonsuz Hayat

0
66
Sınırlı, sonlu ve sorunlarla dolu dünya hayatını düşünmek…
Bir de bunun yanında ölümsüzlüğün olduğu, sonsuz, sorunsuz ve dilediğimiz her şeyi elde edebileceğimiz cennet hayatını düşünmek…
“Dünya hayatı, aldatıcı bir geçimlik (faydalanmadan) başka bir şey değil…” {Âl-i İmrân, 3/185}
“Hakkı tanımayanların diyar diyar refah içerisinde gezip dolaşmaları, sakın seni aldatmasın. Kısa bir faydalanma… Sonuçta varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir yataktır.” {Âl-i İmrân 3/196-197}
“Ve sakın bir kısmına (sadece) onları sınamak için, avunsunlar diye verdiğimiz dünya hayatına mahsus şu ya da bu şatafata, görkeme gözünü dikme; çünkü Rabbinin (sana) verdiği rızık, daha hayırlı ve daha kalıcıdır.” {TâHâ, 20/131}
Görünen o ki, dünya hayatı âhirete nispetle cazibe açısından kıyas bile edilemez…
Öyle bir hayat ki, her şey dilediğiniz gibi ve istediğiniz anda gerçekleşiyor…
Bıkkınlık yok, yılgınlık yok, çile yok, acı ve ıstırap yok, yorgunluk yok, sahtelik yok, ürünler hormonlu değil, tamamen doğal ve orijinal…
Bunun yanında dünya hayatının cazibesi hem az, hem basit, hem bıkkınlık verici. Hele şimdilerde hiç tadı-tuzu yok. Usanç veriyor, tatmin etmiyor. Ciddiye almaya değmiyor zira, acılarla ve sahteliklerle dolu…
Hâl böyleyken, cennet hayatındaki cazibeyi neden göremiyoruz, görmek istemiyoruz, istememekte ısrar ediyoruz?
Bir de ebedî cehennem hayatı var…
Hiç üzerinde kafa yormadığımız…
Şakası yok, ateş bu!
Yaz aylarında 45-50 derecelik sıcaklar karşısında bile bunalan, homurdanan insan kavurucu cehennem ateşi karşısında nasıl dayanacak?
Bu korkunçluk neden ürkütmüyor bizi?
İşte cehennem hayatına dair üç haber:
“Şurası muhakkak ki, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, cehennem sırf onun içindir. O ise orada ne ölür ne de yaşar!” {TâHâ, 20/74}
“Dinlerini bir oyuncak ve bir eğlence edinen ve dünya hayatının aldattığı kimseleri (bir tarafa) bırak! Kazandıkları sebebiyle hiçbir nefsin felâkete dûçar olmaması için Kur’an ile nasihat et. O nefis için Allah’tan başka ne dost vardır, ne de şefaatçı. O, bütün varını fidye olarak verse, yine de ondan kabul edilmez. Onlar kazandıkları (günahlar) yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. İnkâr ettiklerinden dolayı onlar için kaynar sudan ibaret bir içecek ve elem verici bir azap vardır.” {En’âm, 6/70}
“Allah’a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar, Allah’ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lânet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem) onlarındır.” {Ra’d, 13/25}

Kim bilir, belki de kalplerimizi ilk Müslümanların inandığı gibi inanıp şarj etmekle işe başlarsak, bir merhale kat etmiş olabileceğiz..!


Şeref İŞLEYEN

03/10/2020 Cumartesi