Kârun Gibi

0
242

“Kârun Gibi”

Öyle makâm sâhipleri var ki, emânet olarak oturdukları makâmlarını, cennetten bir köşe imiş gibi dizayn ediyor…

Öyle makâm sâhibi “Müslüman(!)lar” var ki, oturdukları makâmı lüks ile âbâd ediyor, şatafatla ihyâ ediyor…

Sanırsınız saray yavrusu…

Herhalde ötelerde cennete dair bir umûdu kalmadığından olacak ki;

“Bâri dünyada olsun rahatlığına ereyim, konforlu olsun, en iyi malzemeden olsun, çağdaşlığın ve modernliğin bütün izlerini üzerinde taşısın ki, mahrûm kalmayayım” diye düşünüyor olmalı…

Hem bu mevzûdaki delilini de dînin hayâta hükmeden fetvâlarından, beyânlarından bulmuş:

“Allah, yarattığı nîmetleri kulunun üzerinde görmeyi sever!”

“Allah güzeldir, güzel olanı sever!”

Güzel nedir, güzel olan hangi şeydir, güzel kavramının asıl tanımı nedir, bize göre güzel olan Allâh’a göre güzel midir, Allâh’ın sevgisinin ölçüsü ve esâsı nedir?

Bu sorular tâvizkâr bir durum ortaya çıkarmayacağı için üzeri örtülerek geçilen konular tabi.

Toplum içerisinde hayrı, iyiliği, erdemi, insâniyeti, fazîleti, adâlet ve hakkâniyeti temsîl makamında olan çok kimseler;

Yaptıkları yetki kullanımında bilgisiz, şuursuz, dikkatsiz, mîzânsız, umarsız ve hoyratça davranarak şerri, haksızlığı ve müsrif davranışları temsil ettiklerinden dolayı olsa gerek..

Toplumsal yozlaşma, duyarsızlık, laf-söz dinlememezlik gibi sakat davranışlar almış başını gidiyor…

İslâm’ı temsil makâmında olanların temsiliyyet ihmâl ve ihâneti…

Kendilerine “mev’iza-i hasene” türünden örneklik yapılması gereken fertlerin şahsında tam bir hezîmete, gaflete, dalâlete ve nefrete dönüşüyor…

Bunların hesâbı verilecek gibi değil…

En küçüğünden en büyüğüne her makâm, büyük bir yük, azîm bir mükellefiyettir.

İlâhî vahyin şanlı tebliğcisi Hz. Rasûl (s.a.v):

“Sizler, âmirliğe göz dikiyorsunuz. Hâlbuki o, ehil olmayanlar için yevm-i kıyâmette büyük bir pişmanlıktır!” buyuruyor… (Buhârî)

Çok popüler olan, hemen her gün bir yerlerde okuduğumuz bir cümle, ama can evinden vurucu bir cümle:

“Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez zannedenlerle doludur. Makâmlar insanları yüceltmek için değil, insanlar makâmları yüceltmek için çalışmalıdır. Makamlar kalıcı, insanlar ise gelip geçicidir.”

Bir de şu var: “Kişiliğini makâmdan alanlar, makâm elden gidince kişiliksiz kalırlar!” (Hz. Ömer) Bunu da beynin not defterinin bir köşesine yazmak lâzım tabi.

Biz makâmları yüceltmeyi yanlış anlamış olmalıyız ki, dâimâ konforunu, modernizasyonunu, rahatlığını, ferahlığını yüceltme yoluna gidiyoruz.

Oysa o makâm sahiplerinden beklenen odur ki; elde ettiği liyâkat ile adâlet, hakkâniyet, dürüstlük, samimiyet, sevgi, ilgi ve beceri dağıtsın, iş üretsin, ürettiği işten de insanlar hayır ve hasenât devşirsin…

”Layık olmadan devletin makamlarına atananlar; astlarını ısırır, üstlerine kuyruk sallarlar” der İmam Gâzâli…

Ne diyelim, son sözümüz Dostoyevski’den olsun:

”Şeytan uyuyakaldı bir gün. Rüzgâr sert esti. Üç tüy düştü şeytandan dünyaya… Biri paraya yapıştı, diğeri mevkiye, öteki de ihtirâsa. O günden sonra şeytan hiçbir iş yapmadı..!”


Şeref İŞLEYEN

18.04.2019 Perşembe


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here