“Kalb-i Selîm”

0
394

“Kalb-i Selîm”

Değerli Gönül Dostlları…

Kur’an’ın Kalbi Yâ-Sîn…

Gecenin de kalbi Teheccüd.

Teheccüd namazlarıyla kalblerimiz Kur’an’ın kalbiyle, Kur’an’ın mesajlarıyla buluşabiliyor mu?

İlâhî bakışın insandaki tecelligâhı kalb, kâinattaki tecelligâhı ise Kâbe’dir. Bu durumda bize düşen ise, kalblerimizi Kâbe’ye taşımak kalıyor! Hac ile mi, Umre ile mi? Nasıl mümkün ise öyle. Belki ondan da önce kalblerimizi Kâbeleştirmemiz gerekiyor… Kâbe’nin sahibi olan Rabbimize kalblerimizi açmamız gerekiyor. Kalblerimizi Kâbe ile, kıble ile, kabirlerle barışık kılmamız gerekiyor.

Kalb için en ciddi mesele, onun katılaşmış olması halidir. Kalbimizi saran kasveti, ancak ölümün hakikatini düşünerek giderebiliriz. Hz. Peygamber (s.a.v), “Lezzetleri bozan ölümü çok anınız” buyurmuşlardır. Ölümden alacağımız mesaj, onu duyunca bir hıçkırık, biraz hüzün ve gözyaşından ibaret olmamalı, ölümün hakikati bizim için bir dirilişin muştusu haline dönüşmelidir, yararlı olan budur. “Kabrin cennet bahçelerinden bir bahçe olması” hakikati de buna bağlıdır.

Neyin ve kimin hesabına olursa olsun, kalblerimize yönelik sömürü ve suistimalleri basite alamayız. Bugün insanların kalblerini hedef alan pazarlamacılar, piyasayı tutmuş durumdadırlar. Kalblerimiz kime emanet? Bunun hesabını iyi yapmak durumundayız.

Rabbimiz bizleri bir samimiyet sınavına tabi tutuyor kuşkusuz. Bunun farkındayız. Bilindiği üzere, hayatta her şey bir imtihanın gereği tecelli ediyor ve bizler imtihanı kazanıp kazanamama endişesini gereği gibi taşımıyorsak eğer, girmiş olduğumuz yürek sınavını başarıyla veremeyeceğiz demektir. İşin başka bir boyutu ise, sınavın öncelikle kalblerde kazanılması gerekiyor ki, kalıplar da ona tabi olsun ve ortaya gerçek bir muvaffakiyet çıksın.

Ankebut Suresi 1-3. Ayetlerde Rabb-i Rahîmimiz; “Elif, Lâm, Mîm…

“İnsanlar, sınanmadan sadece “iman ettik” demekle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de sınadık. Elbette Allah sadıkları da ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.” Buyururken kalblerimizdeki imanı yokluyor, direncini ölçüyor. Kimdeki metânet, kimdeki ihanet? İmanını ucuza satan kim, kendini bu uğurda feda eden kim? Hülasa; kalbi hiç te boş bırakmaya gelmiyor. İmanın, ihlâsın, itminanın eksik kaldığı yerde kalbi şehvet, şöhret ve servet tutkusu işgal edecektir…

Dünyevî düşünce ve bir takım endişelerle kalblerimizi yoruyoruz. Çürüyen bir tarafımız var… Çürüyen dişimizi çekip atabiliriz, peki ama çürüyen yüreğimizse ne yapacağız? Ancak yüreklerimizdeki inşirah ve itminan bize huzur verebilecektir. Taş gibi ağırlığı ve sağlamlığı olan adamlar olamadık, ama kalblerimiz taş kesildi, hatta ondan daha da katı… Hiçbir şey işlemez ve etkilemez oldu, hissiyatımızı yitirdik, acıları hissetmez olduk, koca koca adamlar olduk, karınlarımızı doldurduk ama duygularımızı ve ruhumuzu doyurmayı hep ihmal ettik. Allah yaşamak için yemeyi zaruri kılarken bizler, yemek için yaşar olduk.

Allah’ın mü’min kulları, hayatın nihayetinin “Allah’a dönüş” olduğu bilinç ve inancıyla yaşarlar. “O halde nereye gidiyorsunuz?” (Tekvîr-26) diye buyurulurken gayesiz bir yürüyüşe, başıboş, şuuru bozuk, hedefinden sapmış, hakikati bırakıp hayallerin, heveslerin, şehvetin, şatafatın peşinden sürüklenmeye ciddi bir müdahale olduğunu anlıyoruz.

Ve hedef gösteriliyor… “Allah’a koşun!” (Zariyât-50) Hayatın mihverinde Allâh (c.c), evvelinde Allâh, ahirinde Allâh..! Kulunu yalnız bırakmayan Allah’a hamd olsun, hamdolsun yarattığını nefsinin insaf ve merhametine bırakmayıp, rahmetiyle kuşatan, merhametlilerin en merhametlisi olan Allâh’a…

Kalblerimizi evirip çeviren Allâh, bizi önemsiyor, bize kıymet veriyor, bedenlerimize ve şekillerimize bakmayıp kalblerimize nazar edeceğini söylüyor. Ne yapıp ne edersek sonuçta “kalbi selim” ile yapmamız isteniyor. Ne malın ne de evlatların fayda vermeyeceği günde sermayemiz “kalb-i selîm” olsun.

Geliniz; kalan ömrümüzü, kalbimizi güçlendirme, güzelleştirme ve yumuşatma günleri yapalım. Cennetimiz de Cehennemimiz de kalbimizde saklı… Rabbi ile çekişmeyen, didişmeye girmeyen, Rabbinden gelene rıza gösterip teslim olan, kanaat ve tevekkül gibi iki muhteşem kulpa tutunan, kendisi Rabbinden razı, Rabbi de kendisinden razı kullarından olmaya gayret gösterelim.

Zira “O gün ne mal fayda verir ne de evlatlar… Ancak Allâh’a tertemiz bir kalb (kalb-i selim) ile gelenler müstesnâ! (onlar o günde fayda görürler).” (Şuârâ-88,89)

Davamızın sonu Âlemlerin Rabbi Olan Allâh’a hamd etmektir.

Selâm ve duâ ile…

28.02.2014


Dosyayı PDF olarak indirmek için TIKLAYIN… Kalb-i Selim

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here