İSLÂMÎ OTEL / HOTEL / TATİL / BALAYI… HALÂL BOOKING

0
67

“İSLÂMÎ OTEL / HOTEL / TATİL / BALAYI… HALÂL BOOKING”

Kavurucu yaz sıcaklarının; “tası-tarağı topla, kapıyı-bacayi kilitle, piknik malzemelerini kap, yol azığını hazırla, arabanın deposunu fulle, işi-gücü bırak, iyi bir tatili hak ettin, keyfini çıkarmaya bak” dedirttiği günlerdeyiz…

Memleket, “İslâmî otel, hotel, tatil köyü, plaj, eğlence kampı, balayı cennet köşesi” mekânlarıyla ünlü…

Rastladığım bir araştırma raporuna göre; 2017 yılı itibâriyle dünya üzerinde 550 civârında İslâmî otel bulunuyormuş, bunların sadece 350 tanesi Türkiye’de hizmet veriyormuş…

Türkiye tatil cenneti mâlum…

Sanki dünyaya tatil yapmaya gelmişiz…

İslâmi otel / hotel, muhafazakâr otel, halâl booking, İslâmi balayı, İslâmî plaj… vs. vs.

Alanya, Bodrum, Marmaris, Fethiye… gibi tatil yerleri ve buralarda Müslümanlara hizmet veren İslâmî (!) teşekküller…

Böyle çağdaş, modern ve batı uygarlığı (!) zâviyesinden meseleye bakan Müslümanlar için memleketin birçok bölgesi, İslâmî (!) otel, hotel, plaj, tatil kampı dolu…

Hem de dört yıldızlı, beş yıldızlı cinsinden…

Ucuz tarife, normal tarife, lüx tarife, ultra lüx tarife, vip tarifeler mevcut…

Her bütçeye uygun…

Resort hotel, beach hotel, park hotel, star hotel, paradise, village, delux falan…

“Yalan bu dünya yalan,

Dostluklar / dava yalan,

Var üç günlük dünyada,

Tatillerle gül, oyalan..!”

“De ki: Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, (aile efradınız), elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden konutlar sizce Allah’tan, Peygamberinden ve Allah yolunda (hizmetten ve) savaşmaktan daha sevgili geliyorsa, Allah’ın buyruğu gelene kadar bekleyin. (Allah’ın azabına hazır olun.) Allah fasık kimseleri (Allah’ın ve Peygamber’in emrinden çıkmışları) doğru yola eriştirmez.” Tevbe, 9/24

“Akrep, nokta nokta rûhumu(zu) sokmuş”…

Asıl işini-gücünü bırakmış, derdini-dâvâsını unutmuş, dünya ve âhiret sorumluluğunu yitirmiş Müslümanlar öyle yapayalnız, işsiz-güçsüz ortada kalınca…

Kazançlar da alın teri, göz nûru, el emeği cinsinden zor olmayınca…

Ticâret sektörü, boşluğu hemen farketmiş olacak ki, bu konuda kusursuz planını uygulamaya koyulmuş ve bu boşlukta kalan Müslümanların dünyaya dâir ne ihtiyaçları varsa temin etmeye koyulmuş…

Kendileri Müslüman olsun / olmasın, İslâmî hassâsiyetleri bulunsun / bulunmasın, hemen Müslümanlar için “İslâmî” olanını tasarlamış, üretmiş ve onların istifâdesine sunmuş…

Konseptler sağlam… Manzara;

Denize sıfır ve nâzır, doğal, plajlı ve o biçim…

Seçenekler: “Herşey dâhil olanı var, ultra herşey dâhil olanı var.”

Ücretsiz manzara, ücretsiz otopark, ücretsiz wi-fi…

Zevkler, eğlenceler, dinlenceler ksursuz gibi…

Âhirete yönelik bir tasavvur ve endîşesi olmayan insanlar daha cenneti niye istesin ki..?

Yeşil sermâye avcısı uzman ticârî girişimcilerin düşünmedikleri hiçbir şey yok gibi…

Tevfik Fikret’in;

Yiyin efendiler yiyin, bu hân-ı iştihâ sizin,

Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin! Serzenişini aratmamacasına…

Haremlik-selâmlık otel seçenekleri, alkollü-alkolsüz tercîhler, otel odalarının her birinde Çin’den ithâl edilmiş namazlık, takke, tespih, seccâdeler…

Dedik ya, kusursuz her şey!

Helâl otel, tesettür otel, muhâfazakâr otel…

Ve bu otellerimizde, en güzel sesli kâriîlerin okudukları Kur’ân-ı Kerîm ziyâfeti, ilâhîler, kasîdeler de mevcut…

Dinleyip kendinize gelesiniz diye değil, dinledikçe kendinizden geçesiniz diye…

Bayan kaptan eşliğinde ve rehberliğinde, “hanımlara özel” tekne turları bile düzenleniyorlarmış…

Saçma ama, kameralı telefon kullanma yasağı bilem varmış… Bu kadar dikkatli ve hassaslar yani.

Daha da ötesi; öyle muhafazakâr havuz ve bahçeler varmış ki, HAŞEMA’ya (hakîki şerîat mayosuymuş) bile gerek yokmuş…

Mutfaklarının bütün ürünleri, “helâl gıdâ” sertifikalıymış…

Ha, bir de “balayı”larımız var, İslâmî olan cinstem…

Müslüman genç evli kumrularımızı mutlu edecek…

Çam ormanları içerisinde, denizin ve yeşilin buluştuğu, doğanın bütün renklerinin cümbüş oluşturduğu, “bilmem ne” villalarında muhteşem lüks balayı onları bekliyormuş…

Ey evlenemeyen gençler, acele edin!

Ey evlenemeden boşanan gençler, kendinize yazık etmeyin!

“Bu nasıl bir dünyâ, hikâyesi zor!”

Fırsatları kaçırmayın, fiyatları görmeden “hayır” demeyin!

Kendinizi ve hayâllerinizi mâvi ile yeşilin buluştuğu hârikalar diyarının kollarına bırakın!

Tatil ve eğlence planlarınızı hemen şimdi yapın!

İlâhî hükümlere göre ateşi tatmazdan evvel,

“İslâmî usûl”lere göre tatilin keyfini “ailece” çıkarın..!

Yeniden hatırlamakta ve hatırlatmakta fayda mülâhaza ediyoruz:

“Her kim, bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada verir, sonra da onu, kınanmış ve mahrum bırakılmış olarak gireceği cehenneme sokarız. Kim de ahireti diler ve bir mü’min olarak kendine yaraşır bir çaba ile o gün için çalışırsa, işte bunların çalışmaları makbuldür. Hepsine; dünyayı isteyenlere de, ahireti isteyenlere de, Rabbinin ihsanından, ayırdetmeksizin veririz. Rabbinin ihsanı kısıtlanmış değildir. Baksana, biz insanların kimini kiminden nasıl üstün kılmışızdır! Elbette ki ahiret, derece ve üstünlük farkları bakımından daha büyüktür.” İsrâ, 17/18-20

“…İnsanlardan öyleleri var ki; ‘Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver’ derler. Böyle isteyenlerin ahiretten hiç nasibi yoktur. Onlardan bir kısmı da, ‘Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir iyilik, ahirette de bir iyilik ver. Bizi ateş azabından koru.’ derler. İşte onlar için, kazandıklarından (ahirette) büyük bir nasip (hisse) vardır…” Bakârâ,2/200-202

“Gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek azar. Kuşkusuz dönüş Rabbinedir.” Alak, 96/6-8

“İşte bu (anlatılanlar), şüphesiz bir öğüttür. Artık kim dilerse Rabbine (varan) bir yol tutar.” Müzzemmil, 73/19

Nasıl olsa HAYÂTIN TEKRARI YOK..!


09 / 06 / 2019 Pazar

Şeref İŞLEYEN

www.serefisleyen.com


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here