İnsanlar ve Günahlar

0
50

İNSANLAR VE GÜNAHLAR

Barış, kardeşlik, esenlik ve rahmet dini olan İslâmı doğru anlayamayan, doğru yaşayamayan ve onu toplumlara gereği gibi anlatamayan Müslümanlar sayesinde günahlar ve günahkârlar çoğaldı, büyüdü, büyüdü…

Şimdi “Müslümanım” diyen çok kimsenin de sokaklardaki cehâletinden geçilmiyor…

İşledikleri günahlar insana parmak ısırttırıyor…

Müslümanım deyip sokaklarda çırılçıplak dolaşanların görüntüsünden tutunuz, tepeden tırnağa tesettüre bürünmüş kızlarımızın, edep ve hayâ tâcını giymiş gençlerimizin şurada-burada sarmaş dolaş görüntüleri, kadeh tokuşturmaları, danslar edip göbek atmaları, kendilerine harâm olan her çirkefe bulaşmaları kendilerini ele veriyor…

Artık bir kitâbın bağlısı olduğunu söylese de, ona bağımlı olmadığı, onu esas almadığı, onunla hayatına yön vermediği kesin gözüküyor…

Ve yazıktır ki, bunu kendisi de biliyor!

Fakat içerisine düştüğü sefâhet ve cehâlet, ilâhî adâletin tecellîsini ve gazabın kendilerine ulaşabileceği korkusunu öldürmüş olmalı ki;

Ne uyarıcının uyarısı, ne korkutucunun korkutması, ne caydırıcının caydırmaya çalışması bir fayda vermiyor!

Geldiğimiz noktada;

Batı kaynaklı ortaya çıkan ve bütün dünyayı bir ahtapot gibi saran “islamofobi” görüntüsü,

Dînin referanslarını, düstûrlarını kullanıp ta, din üzerinden istismârın şeddelisini ortaya koyanların görüntüsü,

Kendilerinin müslüman olduklarını söylemelerine rağmen, İslâma verdikleri zararın dağları aşan görüntüsü,

Müslümanca davrandığını söyleyip, gayr-ı islâmî davranışlarının İslâm’ın köküne kibrit suyu döktüğünün görüntüsü,

İnsanlık şahsiyeti taşıdığını söyleyip te ikiyüzlü hatta çok yüzlü yaşayanların ürkütücü görüntüsü,

Adına “siyâsî zorunluluk gereği” deyip her günâha meşrûiyet yükleyen politik organizmanın kerih görüntüsü,

İnsanın ortaya koyduğu her şeytânî davranışa, İslâm’dan çözümler bulma gayretlerinin görüntüsü,

Müslümanlardaki kusurların kaynağını İslâmda arayıp ta, eline geçirdiği fırsatlarla “mal bulmuş mağribî gibi” İslâm’a saldıranların görüntüsü,

Evinin, işyerinin, derneğinin, vakfının, medresesinin, TV’sinin, AVM’sinin… Ve daha bilmem nesinin menfaatleri sözkonusu olduğunda; dinden, imandan, nâmustan, vatandan, doğruluktan, sadâkatten, hakka riâyetten vazgeçenlerin abes görüntüsü,

Hertürlü eleştiriye, itirâza, başkaldırıya, uyarıya, tavsiyeye, nasîhate, gensoruya, soruşturmaya, cezaya… rağmen, kendi davranışlarını doğru gören ve onları insanlara uygulamaya koyulan ekâbirlerin görüntüsü,

Kur’ân-ı Azîmu’ş-Şân’ın ve sünnet-i Rasûlullâh’ın pınarından akmadığı halde, -Kur’ân ve sünnetin öğretisiymiş gibi- yaptıkları yanlışlara, hovardalıklara, siyâsî manevralara meşrû kılıflar üretenlerin görüntüsü…

Ve daha sayamadığımız nice çelişkiler yumağı;

Gayretullâha dokunuyor, insanın mîdesini bulandırıyor, “insanlığa” dâir olan umutlarımızı tüketiyor, “böyle inanan bir toplumdan, bir şey olmaz” hazîn düşüncesini haklı kılıyor…

“Sizden önce nice (milletler hakkında) ilâhî kanunlar gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da (Allah’ın âyetlerini) yalan sayanların (veya ciddiye almayıp itaat etmeyenlerin) âkıbeti ne olmuş, görün!” (Âl-i İmrân, 3/137)

Târih; tekrar tekrar sahnelenen bir tiyatro oyunu gibidir. Rol alanlar değişse de, senaryo değişmiyor…

Sarsılan, sendeleyen, gerileyen, tökezleyen, yıkılan bütün beşerî düzenlerin âkıbeti, mâneviyattan uzaklaşıp maddenin ve gücün mahkûmu haline gelmiş olmaktır.

Sahip olduğu maddî imkânların ve teknolojinin büyüleyici etkisi altında kalıp ta her aykırı davranışı, haddini aşan her sözü, menfaatlerini okşayan her yanlışı uygulamaya kendilerini etkili ve yetkili görenler de elbette ilâhi takdîrin galebesinden hisselerine düşeni alacaklardır.

Allâh’ın insanlar için seçmiş olduğu dosdoğru yol olan İslâm nizâmından nefislerinin, şeytanlarının dürtüleriyle uzaklaşanlar, karşı gelenler, o yolda olanlara her türlü cefâyı revâ görenler, Allâh’ın dinini tahkîr edip müslümanlara hakâret ve zulmedenler, aşağılayanlar, “her türlü hayâsızlığı yapmayı” kendilerine meşrû görenler…

Fecr Sûresinde karşılığını bulan ceza ile “Rabbin onların üstüne, azap kamçısı yağdırdı.” (Fecr, 89/13) karşılığını bulacak;

Dîni yalanlayarak, sahip çıkmayarak, ona hakâret edip alaya alarak, bu yolda yaptığı her sorumsuz, kasıtlı, artniyetli davranışıyla, yazdıklarıyla, konuştuklarıyla bir nefret hortumu oluşturanlar…

Evet onlar da;

“Zulmedenleri o korkunç ses yakaladı ve yurtlarında diz üstü çökekaldılar.” (Hûd, 11/67) îtâbı ile de soluksuz kalacaklardır…

Allâh hesap yapanların en hayırlısıdır. O, her şeyin en doğrusunu bilendir ve gâlip gelecek olan ancak ve ancak O’dur.

Şeref İŞLEYEN

26/07/2019

www.serefisleyen.com


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here