“Gözleri, Önünden Çok Çevresini Görenlere…”

0
260

Asrımızın insanının, özellikle eğitim ve öğrenme çağındaki genç kuşakların en sık şikâyetlendiği problemlerinden biri de hâfıza zayıflığı/unutanlık gibi hâllerdir.

Okuyup dinlediklerimizi uzun süreli aklımızda tutamıyor, unutuyoruz…

Oysa etrâfımızda bizi şaşırtacak ve utandıracak kadar zekî, hâfızası yerinde yaşlı dedelerimiz, ninelerimiz var…

Son dönem Osmanlı şahsiyetlerinden merhûm Mâhir İZ hocaya bir gün;

“-Hocam, mâşâAllah çok keskin bir zekânız, muazzam bir hafızanız var. Elli-altmış yıl öncesini dün gibi hatırlayıp anlatabiliyorsunuz! Bunu nasıl başarıyorsunuz, sırrı nedir?” diye sormuşlar.

Bu münevver insan, göz terbiyesi ile bağlantılı olarak şu ilginç cevabı veriyor:

“Oğlum biz, Osmanlı ilk mektebine gittik. Bize daha ilk günden, “yolda nasıl yürünür?” bunun kuralını öğrettiler.

Göz, ayağın ucunda olacak yolda yürürken! Bizim gözlerimiz hep ayaklarımızın ucundaydı, önümüze bakardık. Sizler boyuna etrafınıza bakıyorsunuz… Ona bak, buna bak, şuna bak… Sizde hâfıza olmaz! Günâhı göz işler, gönül onun belasını, cezâsını çeker. Gözler bakar, hisler rahatsız olur ve hâfıza zayıflar!” demiş.

İmâm-ı Şâfii (Rahmetullâhi Aleyh)’in rivâyet ettiği bir hadiste; “Harâmı nazar, nisyân verir!” buyurmuş Hz. Rasûl (sallallâhu aleyhi vesellem)…

Şimdi, şehveti aklının önüne geçmiş, arzularının peşinde akşamlara kadar koşturan insanlar mı bize Kur’an âyetlerini, Peygamber sözlerini anlatacak, hâk ve hakikatler karşısında uyaracak?

Aklının almadığı, nefsinin onaylamadığı her mes’eleye bid’at ve hurâfe gözüyle bakacak, “rivâyet kültürü” yaftasıyla meseleyi sulandıracak?

Yeni bir söz söylüyormuş gibi öncekilerin tartışıp tedavülden kaldırdığı, Müslümanların gündemini hiç meşgul etmeyen bir kısım uçuk ve mesnedi sahih olmayan meseleleri ısıtıp ısıtıp yeniden piyasaya sürerek gündemde kalmaya çalışan ve bu metodla tevhîd mücâdelesi verdiğini buyuran(!) kimseler mi hak sözün hükümrânlığını sağlayacak?

Günahlarla yaşamayı hayat felsefesi ve yaşam biçimi hâline getirmiş kimseler mi, dînin ne kadar değeri, mukaddesi, bedel ödemişi varsa, onların bize bıraktığı mirası insafsızca eleştirecek ve bizi uydurulmuş(!) dinden kurtarıp kendi sanal dinlerine tâbi kılacaklar?

Günâha bakmaktan önünü göremez hâle gelmiş hangi müptezel, içine düştüğü suç yumağının, şehvet çukurunun içinde bocalayan hangi aklıevvel; aklının, iradesinin, rûh ve kalbinin ve hissiyatının sıhhatine bizi iknâ edecek..?

.   .   .   .   .   .   .   .   .

Önce önünü görmeli,

Sonra haddini bilmeli,

Biliyorsa söylemeli, bilmiyorsa sükût etmeli insan.


16.09.2018

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here