Çoklukta Yarışma Tutkusu

0
205
ÇOKLUKTA YARIŞMA TUTKUSU 
İnsan ruhunun bütün kabiliyetlerini körelten, onun istikâmetini bozan, insanın fıtratını değiştiren ve ölünceye kadar da yakasını bırakmayacak olan “çokluk” virüsü…
Rabbimizin Kur’an’da müstakil bir sûre ile anlattığı çokluk ile övünme, çokluk yarışına girme hastalığı…
Daha okul çağlarında iken başlarız: İlim öğrenmeyi önemsemediğimiz kadar, yüksek ve bol rakamlı notlar almayı önemseriz.
Arkadaşlarla oynarken bile, (bilye) misketlerimizin çokluğuyla övünürüz…
İşe/kazanmaya başlar başlamaz, iyi ve kaliteli hizmet vermeyi prensip edinmeden çok kazanmanın yollarını ararız…
Giyimde, kuşamda gardıroptaki elbiselerimizin çokluğuyla gururlanırız…
Okulda/üniversite de, memuriyette bir üst sınıf/kariyer edinme, etiket/unvanımızı çoğaltma yarışına gireriz…
Evlenip yuva kurarken, sevgi bağlarını güçlendirme, huzur ve güven ortamı oluşturma, samimiyet ve sadakat bağları kurma gibi hayâtî önem arzeden görevleri yerine getirmeyi düşünmeden, eşyalarımızı, arabalarımızı, elbiselerimizi çoğaltma yarışına gireriz…
“Falancanın düğününde de amma altın/bilezik vs. taktılar ha, filancanın evi ne kadar geniş ve güzel değil mi? Hem adam rezidans satın almış bak, akıllı evlerde oturuyorlar!”
“Hele sen falancasının bankada ne kadar doları/altını/avrosu/lirası var bir bilsen..?!”
Suç mu bütün bunlar?
Hayır! İnsanın evinin geniş olmasını, malının çok olmasını, parasının fazla olmasını istemesi, kariyerini geliştirmesi, hedefini yüksek tutması, ideallerini büyütmesi… elbette haram değil, gayr-ı meşru değil, çirkin değil…
Mesele; bütün bunların araç olmaktan çıkıp amaç olması, asıl vazifeyi unutturması, ölüm gelinceye dek insanı gaflet halinde yaşatması, büyük bir aymazlıkla çokluk sarhoşluğuna maruz bırakması…
Evet, asıl mesele bu. Problemin kaynağı, sebebi, çıkmaz sokağı burası…
Öyle ki Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de insanın bu tutkusunu anlatan sûrede;
Cahiliye Araplarının, mal, evlât ve akrabalarının çokluğunu bir gurur ve şeref sebebi sayarak, hatta bu hususta yaşayanlarla yetinmeyip kabilelerinin üstünlüğünü geçmişleriyle de ispat etmek için kabirlere kadar giderek, ölmüş akrabalarının çokluğuyla övündüklerini anlatır.
Sûrede onların bu tutumu eleştirilmekte ve gerçek üstünlüğün ahirette ortaya çıkacağı belirtilmektedir. Şöyle ki;
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
1. Çokluk kuruntusu sizi o kadar oyaladı ki,
2. Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.
3. Hayır! Yakında bileceksiniz!
4. Elbette yakında bileceksiniz!
5. Gerçek öyle değil! Kesin bilgi ile bilmiş olsaydınız,
6. Mutlaka cehennem ateşini görürdünüz.
7. Sonra ahirette onu çıplak gözle göreceksiniz.
8. Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz..!
(Tekâsür Sûresi, 102/1-8) buyurulur.
Öyle bir virüs ki, yakamızı ölünceye kadar bırakmaz.
Kur’an okuruz, rûh ve mânasıyla amel etmeyi bırakır, okuduğumuz cüzlerin, yaptığımız hatimlerin çetelesini tutarız…
Rabbimizi zikrederiz; elimizdeki zikirmatiklerle, tespihlerle dillerimizin söylediği zikir cümlelerini sayar dururuz, yani sayıların çokluğunu önemseriz.
Hz. Rasûl (s.a.v.) ömründe bir kez hacca gitmiştir, biz hac ve umre yarışına girer, bununla gururlanır, övünür dururuz.
Eğer bir yarış halinde olacak isek, bu yarışın iyilikler, sâlih ameller, ilâhi rıza için olması gerekiyor.
Bu maksâdın dışındaki tüm yarışlar, övünmeler; avunmadır, aldanmadır, kayıptır.
Rabbimiz anlamayı ve gereğince amel edip iş yapmayı bizlere nasip eylesin.
Şeref İŞLEYEN / 04/09/2020 Cuma