Cinnet Toplumu / Cinâyet Toplumu

0
36

Cinnet Toplumu / Cinâyet Toplumu

Yaşadığımız asrın insanı, târihinin, geçmişinin köklerinden, inanç, örf ve adetlerinden şiddetle uzaklaşmış, çıldırma noktasına gelmiş ve cinnet hâlini yaşayan bir görüntü vermektedir.

Gün geçmiyor ki, anasını-babasını katleden gençlerden tutunuz; karısının, kızının, oğlunun boğazını keserek hayatına son veren insan türlerinin vahşet ve dehşet görüntülerine tanık olmayalım.

Daha dün, on yaşındaki kızının gözleri önünde, bir restoranda buluştuğu eski eşini “tekrar evlenme itirafı” üzerine defalarca bıçaklayıp boğazını kesen insan azmanının işlediği vahşet görüntüleri ile çalkalandı ülke…

Boğazından kan fışkıran ve “ölmek istemiyorum” diyerek can veren bir anne…

“Anne lütfen ölme” çaresizliği içerisinde feryat-fîgân bir yavrucak…

O anneye de sorulacak elbet, hangi suçu/günâhı sebebiyle öldürüldüğü…

Diğer taraftan istikbâlimizin teminatı olarak gördüğümüz gençlerimiz, çocuk bakıcıların insafına bırakılan yavrularımız, yaşlı bakım evlerine mahkûm edilen büyüklerimiz, asgari ücretle geçim derdine düşmüş, “akşam eve ne götüreceğim” derdinde olan, ayda-yılda bir defa olsun çocuklarına et alamayan babalarımız, iş hayatına zorla itilmeye çalışılan çocuklarımız, aile huzûrunun ne anlama geldiğinden habersiz yaşayan annelerimiz var…

Neresinden tutsak tutalım elimizde kalan, problemlerin önünün alınamadığı bir toplum haline geldik…

Bitmek bilmeyen projeler ve artarak devam eden bir “sorunlar yumağı”na dönüşmüş bir toplum…

Her fırsatta medeniyetini, tekniğini örnek aldığımız batı “giderek bir cinnet toplumuna dönüşüyor” dedik ama kendimizi bu durumdan muaf zannettik…

İntiharları, boşanmaları, uyuşturucu tuzağına düşen canları görmedik, görmezden geldik…

Görsek te, yok etmek için bir tedbir almadık, bir çözüm üretmedik…

Belki de gelip bize de dokunmasını beklemekteyiz…

İnsanları sokakta gezinirken/yürürken izliyorsunuz; neredeyse tamamının yüzünde bir cinnet hali mevcut adeta!

Mutsuz, gergin, asabi, soğuk bir yüz ve soluk bir benizle adeta patlamaya hazır bomba gibi dolaşıyor millet ortalıkta… Toplum tam bir psikolojik cinnet geçiriyor!

Tahammül, sabır, anlayış, nezâket, sevgi, sıcaklık, sevecenlik, ilgi, iltifat bilmeyiz ama gâliba göklerde sanki!

Laf sokma, tersleme, soğuk cevap verme, ilgisiz yüz ifadeleri, samimiyetsiz gülmeler, rencîde etme, kabalık… Moda halini alan yaklaşımlar olmuş!

Mutsuz bir ruh hâli mi bütün bunları doğuruyor..?

Her şeyin karşılığını madde ile ölçer, her şeyi satın alınır olarak görmeye başladık…

Sevgi toplumundan uzaklaşıp tüketim toplumuna dönüştük. Acımasız, hatta zaman zaman vahşi bireylere dönüştük. İnsanlara, tabiat kazanımlarımıza, bize soluk aldıran değerlerimize ve hayvanlara eziyet etmeyi, öldürmeyi, yok etmeyi tabii karşılamaya başladık…

Alışmışız, alıştırılmışız. Artık etkilenmiyor, tepki vermiyor, rahatsız olmuyoruz…

Arada bir merhamet duygularımız depreşsin diye beylik cümlelerle öfkemizi dillendiriyor, sonra susuyor, sakinleşiyoruz!

“İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” anlayışından, insanların hayat sevincinin yok olduğu bir toplum haline geldik…

Kuşu ölen bir çocuğu tâziye eden Rasûl’ün ümmeti olarak, bir karıncayı dahi incitmeme konusunda tarihe örneklikler yazdırmış olma hassasiyetinden uzaklaşıp, her an kavgaya hazır, başıbozuk bir toplum haline dönüştük…

“Canlı/yürüyen Kur’ân” olmaya değil, “canlı bomba” olmaya programlanıyor şimdi gençlerimiz…

Trafikte sürücülerin tamamı, pimi çekilmiş birer el bombası gibi seyrediyor..!

İdareciler iş bitirme, sorun çözme, halka hizmet etme derdini bırakmış, meslekte ilerleme kaygısıyla mücadele ediyor.

Ekonomi, fâiz ve yüksek enflasyonla özdeşleşmiş, özellikle küçük ve orta ölçekteki esnaf bırakın para kazanmayı, “iş yerlerimizi ne zamana kadar açık tutabiliriz”in derdine düşmüşler.

Sivil toplum örgütlerinin yürüttükleri faaliyetlere halkın katılım oranı yüzde 10’un altında kilitlenmiş, sivil hayattan yoksun, proje merkezli fikir topluluklarına dönüşmüş durumda…

Farklı fikir ve düşüncelere tahammülün kalmadığı, kendi görüşünden olmayanların hâin îlân edildiği, adâlet mekanizmasına olan güvenin yerlerde süründüğü günlerden geçiyoruz.

Kadîm ve kıymeti dünyaya ün salmış medeniyetimizin her türlü değerini kaybettik…

Görünen o ki örnek aldığımız, teslim olduğumuz batının; sosyolojisiyle, medeniyetiyle de bir bağımız kalmadı.

Sâdece tüketmeye yönelen, üretmekten, okumaktan, araştırmaktan, sorgulamaktan ve sormaktan uzaklaşan toplumların başına ne gelecekse, bizim de başımıza onlar geliyor…

Değerlerimizi kaybediyoruz, değersizleşiyoruz! Dolayısıyla kendimizi de değersiz hissediyoruz.

Son model cep telefonları, bilgisayarlar, tabletler, teknolojik aletler rûhlarımızın içerisine düştüğü kocaman boşlukları doldurmuyor artık…

Açıkça söylemek ve görmek gerek…Yok ettikçe yok oluyoruz..!

Ürettiğimizden daha çok tüketerek yok oluyoruz. Ektiğimizden daha çok biçtiğimiz için, harcadığımızdan daha çok harcandığımız için yok oluyoruz. Diktiğimizden daha çok kestiğimiz için, yapmaktan öte yıkmakla meşgûl bulunduğumuz için, aynılıklara değil ayrılıklara odaklandığımız için yok oluyoruz.

Topluca, toplum hâlinde cinnet geçiriyor, cinâyetler işliyoruz.

Televizyon programlarımızdan da destek alarak… Hani, “ufak tefek cinâyetler” canım. Nolacak ki?

“Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar.” (En’am, 44)

Ve kuşkusuz, “Bir toplum kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe, Allah onlarda olanı değiştirmez!” (Ra’d, 11)


Şeref İŞLEYEN

24.08.2019 Cumartesi

www.serefisleyen.com


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here