Bizim Adamlığımız…

0
201

“Bizim Adamlığımız…”

Algı dünyamızı yönetenlerin emir buyurdukları ve önümüze koydukları kadar…

Taştan yumuşağız, ne getirseler kıracağız, kırıyoruz…

Emrediyorlar yapıyoruz, nehyediyorlar sakınıyoruz…

Asıl emir/nehiy ve hüküm sâhibi kim?

Âlemlere Rabb olan Allâh Azze ve Celle..!

O’nun hükmüne rızâ gösterenler nerede?

Şimdi acelesi yok, bir ara olur herhalde…!

Tüm gücümüzle koşmaktayız heveslerimizin ardından ve ecel peşimizde…

Ben kendimden bahsediyorum, kendi adamlığımdan…

Nedense, senin de benden bir farkın olmadığını düşünmeme sebep oluyor gördüklerim, yaşadıklarım!

Önümüze konan malzeme de, imkân da, çözüm de aynı…

Ve birlikte, aynı gemideyiz!

Bizim adamlığımız;

“Yaparsın Aşkım” magazin aldatmacasının duygu ve heveslerimizi felç etmesi kadar basit ve uyduruk…

Bizim adamlığımız;

Bir ayının ayna karşısında oynamasına hayran kalıp haz alacak ve YouTube’da tık rekorları kıracak kadar uçuk…

Saatlerini Survivor karşısında hebâ edecek kadar kaçık…

“Güldür Gül Show” izleyecek kadar vıcık…

“Sanatçı” adı altında ortaya çıkmış pespâye bir sefilin “sanat(!)” adı altında sergilediği tepinme şovunu 4 günde dört milyon kişinin izlemesi kadar sefîl…

Bizim adamlığımız;

Yaşarken değerini bilemeyip, kaybedince kıymetini takdîr edecek ve artık onu öve öve bitiremeyecek, arkasından ağıtlar yakacak kadar faydasız…

Tutamayacağımız sözleri vâdetmek, vâdinde durmamak, kocaman iddiâlı lâflar etmek, hava/caka/fiyaka satmak, yarı yolda bırakmak kadar incitici…

Ömrünü beyhûde çabalarla, boş ve anlamsız işlerle/konuşmalarla, beyhûde emeller peşinde koşmakla gıybet/dedikodu/çekiştirme ile geçirecek kadar cesûr ve günâhkâr…

Bizim adamlığımız;

Müslümanlığımızın kalitesini sene içerisine serpiştirilmiş özel gün ve haftaların kutlamasını süslü mesajlarla paylaşmak ve bununla tatmin olmak kadar kolaycı…

Varoluş gayesini sorgulamayan, hayatta nerede durması, hangi işlere koşturması gerektiğine karar verememiş, varlığı; “dünya ve insanlık âlemi için ne ifâde ediyor?” bilmeyen, hayatı paparazzi programlarını izleyecek kadar ucuz ve şaşırtıcı…

Gururla büyüyen, kibirle yürüyen, tembellik yapan, sürekli mâzeretler üreten, küsen, küsünce bir daha barışmayı düşünmeyen, “yenilgi” sebebini hep başkalarında arayan, kendi kendine yetmeyen, kendi gibi olmak varken hep başkaları gibi olmaya özenecek kadar abes…

Bir konum/mevkii elde etmek istediğinde, çalışıp hak ederek değil, işini torpille/takla atarak/ yalvararak, referanslar sunarak, alttan girip üstten çıkarak, yalvar-yakar fırıldaklık çevirerek elde edecek kadar haksız…

Hakîkati; kopyala-yapıştırla, montajla, makasla, sansürle, eklemeler ve çıkarmalar yaparak, algılarla oynayıp manipülasyon hakkını (!) dibine kadar kullanarak sunacak kadar güvensiz ve karaktersiz…

Bizim Adamlığımız;

Güvenilir analar yetiştirmeden, açtığımız “anaokulları”yla nesiller yetiştirmeyi, nesilleri eğitmeyi, nesillerimizi maaşlı ve “diğer” anaların eline teslim edip “beklenen nesli” umut edecek kadar garip, cesûr ve güvenli(!)…

Çocuğunun eline bir telefon, önüne bir tablet verip mutfakta telefon kulağında saatlerce lak lak edecek ve yemek pişirmekle vakit öldürecek anaların yavrusuna duyarsızlığı kadar acımasız…

Ve daha sayısız misaller kadar karmaşık bizim adamlığımız..!

Yücelte yücelte ve tepe tepe kullandığımız, bağımlısı olduğumuz dijital dünyamızın/teknolojimizin bizi uygarlık düzeyine çıkarmasını bekleyedururken,

Gayyâ çukuruna sürükleme riskini aslâ gözardı etmemek gerek…

“Çözüm?” diyorsun…

Çözüm mü istiyorsun?

Tersini yapacaksın yaşadıklarının, yaptıklarının, yazdıklarımın… Anlamıyor musun?

Bizim “Adamlığımız” işte…

Neresinden tutacaksın?

Fazla şişinmeye gerek yok yani.

“Hatırlayın ki sizden sağlam bir söz almış, dağı da üzerinize kaldırmıştık. “Size verdiklerimizi kuvvetle tutun, söylenenlere kulak verin” demiştik. Onlar, “İşittik ve isyan ettik!” dediler. İnkârları yüzünden kalpleri buzağı sevgisiyle dopdoluydu. De ki: “Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!” (Bakârâ, 2/93)

“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği kitaba iman (da sebât) ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyle sapıtmıştır.” (Nîsâ, 4/136)


Şeref İŞLEYEN

24.04.2019 Çarşamba


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here