‘Akıl ve Vicdân’

0
467

Akıllı olmak ve vicdana uygun hareket etmek insan olan ve bozulmamış bir fıtrata sahip olan her bir kula has olması gereken bir özelliktir. Allah akıl ve vicdanı kendisinden gereği gibi korkan kullarına bir güzellik olarak vermiştir Allâh (c.c). Güçlü, derin, samimi bir Allah korkusu insana çok güzel hususiyetler kazandırır. Rabbimiz bu yüzden bizden kendisinden gereği gibi korkmamızı istemektedir.

Ve Kitâb-ı Kerîm’inde; “Ey iman edenler, Allah’ tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin.” (Ali İmran Suresi, 102) buyurur.

Derin bir Allah korkusu olan insan tabii olarak Kuran’ a uygun hareket etmek isteyecektir. Çünkü Allah Korkusu ile hareket edip Allah sevgisi ile dolup taşmanın en temel nedenidir böyle bir arzuya sahip olmak. İnsan Kuran’ ı okudukça Rabbimiz’ in tek güç ve kuvvet sahibi olduğunu, var olan her şeyin tek sahibi olduğunu kavrayacaktır. Bunun farkına varan bir insan artık yaratılış amacına uygun davranmaya dikkat edecektir. Çünkü Allah’ ın kendisinden istediği tek şey O’ na kulluk etmesi ve ölümden sonraki ahiret hayatını düşünerek yaşamasıdır. Zira yaratılışın gayesi budur.

İnsan başıboş ve başıbozuk olarak, şuursuz, düşüncesiz ve irade yoksunu olarak yaratılmamıştır ki, gelişigüzel davranabilsin ve her dilediğini yapma hakkına sahip olsun. Bu hakikati kavramak ve Allah’ın kulları için hazırladıkları nimetleri görmek için insanın öncelikle Kur’an’a yönelmesi gerekmektedir. İnsan Kuran-ı Kerim’ i okuduğunda Allah’ ın Cennet’ te müminlere sonsuza kadar vadettiği tüm güzelliklere kavuşmak isteyecektir. Çünkü Rabbimiz cennette insanın nefsinin hoşuna giden her şeyi kullarına sunacaktır. Bilmeliyiz ki bu dünya hayatı hep nefsimizin hoşuna giden ve bizleri cehenneme yaklaştıran zevk ve sefa süslü nişanelerle doludur; burada çekilecek geçici sıkıntılar ve kulu Rabb’ine yaklaştıran her hayır içeren davranış ise âhirette muhatabının karşısına cennet nimetleri olarak çıkacak ve onun için ebedilik ifade edecektir.

“İçinde ebedi kalıcılar olarak, orada her istedikleri onlarındır; bu, Rabbinin üzerine aldığı, istenen bir vaaddir.” (Furkan Suresi, 16)

O halde insan, müjdelenen bu güzel ve ebedilik arz eden nimetlere kavuşmak istemez mi? Rabbimiz yine Saffât Suresi’nin 60. ayetinde “Şüphesiz, bu, asıl büyük ‘ kurtuluş ve mutluluğun’ ta kendisidir.” diye bildirmektedir.

 Aynı zamanda Rabbimiz ortaya iki hayat tercihi sunmuş, ikisinin de vasıf ve özelliklerinden bahsetmiş, yarattığı kullarının da tercih haklarını kendilerine bırakarak ki biz buna “cüz’i irade” diyoruz, tercihlerini yapmalarını istemiştir.

Kuran’ ı Kerim’ de Allah cehennemi de çok detaylı tarif etmiştir. Kendisinden korkmayanların, inkâr edenlerin son durağının cehennem olduğunu da bildirmiştir.

            Dediler ki: “İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri ne kötüdür.” (Zümer Suresi, 72)

Allah’ ın tehdidine, cehennem azabının sonsuzluğuna iman eden bir kişi de tüm hayatını Allah’a adar ve Allah’ ın sınırlarını koruma konusunda çok hassas davranır. Şeytanın ve nefsinin istek ve arzularını ilah edinmekten şiddetle kaçınır.

“Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkân) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.” (Enfal Suresi, 29)

İnsan, her gün kendini hesaba çekmeli ve âhiret için ne gönderdiğine bakmalıdır. Bunu yapmak aklın ve vicdanın gereğidir. İnsanın ebedi hayatını kazanması ve ebedi saadetlere nail olması, ancak bu fâni dünyada yapmış olduğu ibadetlerine, hayır ve hasenelerine bağlıdır. Bir ayette mealen şöyle buyurulmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’ın azabına maruz kalmaktan korunun. Herkes yarın âhireti için ne gönderdiğine dikkat etsin.” (Haşr,18)

Samimiyetsiz düşünceyi vicdan reddeder, tepkisel düşünceyi ise onarmaya çalışır. “Kalbinizle akledin” hitabında da buraya da işaret vardır.

Akıl ve vicdan ilişkisi, üzerinde az durulmuş bir konudur ama hayatın akışı içinde çok yer tutan bir işleyişe sahiptir. Ve tabii, sevgiyi düşüncenin şartı sayan telakki burada müstesna bir yere sahip. Akıl ve vicdan ilişkisi, kalb ile akletmenin şahdamarıdır. Vicdan susarsa iletişim kopar, akıl yine zekâ cambazına dönüşür nefsin elinde.

Vicdan, ne olursa olsun doğruya, iyiye ve güzele çağrı hassasıdır. Hevâ, ne olursa olsun yanlışa, kötüye ve çirkine çağrı hassasıdır. Bu iki özelliği birbirinden ayıran ve görmeyi, anlamayı sağlayan hissiyatımıza akıl denir. Kişi vicdandan yana onayını korsa, aklını kullanarak doğruyu bulup kabul ederse o insan akıllı insan olur. Aklını kullanmazsa veya kullanıp da gördüğü hakkı red ederse, o insan akılsız insan olur.

Allah zeki olanlara değil akıl sahiplerine hitap ediyor. Akıl; fikirler, olaylar, durumlar arasında bağlantı kurma yeteneğimizdir.

İnsan aklını kullanırsa, hevâ ve vicdanını tanır. Bu aşamadan sonra aklını ya hep hevâ kaynaklı kullanır veya vicdan kaynaklı olarak kullanır. Başka bir deyişle kişi aklı hevâsının emrine verirse o akıl kirlenir. Aklını vicdanın emrine vermediğinden dolayı o insana akılsız denir. Kişi kullandığı aklını vicdanın (vahyin) emrine verirse akıllı insan olur. Zira aklını işte o zaman asıl amaç doğrultusunda kullanma yolunu seçmiştir.

“Akıllı o kimsedir ki, ölümden sonrası için çalışan insandır… Aciz ise; önce hevasına tabi olup sonra Allah’tan olmadık temennilerde bulunandır.”

Aklın, irfanın ve vicdanın sesiyle hak ve hakikatlere yolculuk yapabilme temennisiyle okuyucularımı selamlıyorum.

16.05.2014


Dosyayı PDF olarak indirmek için TIKLAYIN… Akıl ve Vicdan

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here